Kadıköy Kooperatifi Deneyimi
Kooperatifin kapsamlı deneyim aktarımı ve değerlendirmesi
İçindekiler
Giriş
Özellikle son yarım yüzyılda diğer tüm üretim alanları gibi gıda endüstrisi de küreselleşerek ciddi ölçüde ucuz hammaddeye, zehirli kimyasal girdilere ve makinelere bağımlı hale getirildi. Gücü gittikçe artan bir avuç küresel şirketin tekelindeki küresel gıda sistemi, kendi çıkarı gereği dünya halklarını açlığa ve sefalete sürüklemekte. Zehirli girdilere dayanan endüstriyel tarım sistemi, bir yandan üreticiyi kendisine bağımlı kılarken bir yandan da doğaya ve onun bir parçası olan insana ölümcül veya geri dönüşü olmayan zararlar veriyor. Tüketicinin, gıda üretimi süreçlerine olan ilgisizliği ve kopukluğu, kimyasalların ve katkı maddelerinin gittikçe daha yoğun kullanımıyla sonuç buluyor. Bunun paralelinde hastalıkların artışı; tarım kimyasallarının doğaya verdiği zarar; yerel gıda üretiminin üzerinde kurulan ölümcül baskı; bir yanda açlıkla boğuşan halklar varken diğer yanda muazzam bir israfın son derece normal karşılanması gibi örnekler gidişatın akıldışılığını ortaya seriyor.
Böylesi bir konjonktür elbette birdenbire ortaya çıkmadı. Gıda sisteminin dönüşümünün bir momenti olarak düşünebileceğimiz mevcut durum, küresel çapta yaşanan bir takım süreçlerin bir izdüşümü olarak okunabilir. Kamu kaynaklarının tarımsal sistemi koruma ve lojistik ağını organize etme süreçlerinden çekilmesi, küresel gümrük tarifelerinin asli belirleyen haline gelmesi, tarım-gıda sektöründe şirketlerin ve genel itibariyle şirket modelinin hâkim hale gelmesi, kamunun bu süreçte piyasayı şirketler lehine düzenleyici bir aktör olarak kendini sınırlandırması ile sonuçlandı. Böylece üreticiler ve tüketiciler, devletin, şirketlerin çıkarlarını korumak amacıyla oluşturduğu kurallar çerçevesinde şirketlerle baş başa kaldı. Yaşanan bu süreç küresel bir olgu olarak karşımıza çıkarken, Türkiye'de benzer bir süreci kendi özgün dinamikleri ile yaşamakta. İşte böylesi bir konjonktür, Gezi sonrası başka saiklerle bir araya gelmiş mahalle forumlarında bir arada durmaya çalışan insanları gıda meselesine yönelten asli unsurların başında geliyor.
İstanbul'un en kalabalık ilk 15 ilçesinden biri olan Kadıköy, yaklaşık 500 bin kişinin yaşadığı ve sosyo-ekonomik yapısı birçok farklılığı içinde barındıran bir ilçe. İlçenin ismiyle özdeşleşmiş olan tarihi merkezi ise son zamanlarda sosyal, politik, kültürel ve entelektüel ilgi odağına dönüştü. İlçenin kendine özgün politik ve sosyal dinamikleri, özellikle Gezi direnişi sonrası kendini daha fazla görünür kıldı, güçlü forumlar, işgal evleri, dayanışma pratikleri, kültürel topluluklar, yeni politika denemeleri ilçede filiz verdi.
Kadıköy Kooperatifi de bu iklim içerisinde ortaya çıktı. 21. yüzyılın farklı türde örgütlenme pratiklerini çağırmasına ve Türkiye'de kooperatifçilik denilince akla genellikle olumsuz örnekler gelmesine rağmen neden kooperatif modeli seçildi ve bu model nasıl bir özgünlükte inşa edilecekti? Bu yazıda bu soruların peşinden giderek Kadıköy Kooperatifi deneyimini derinlemesine tartışmak istiyoruz.
Türkiye'de kooperatifçiliğin uzun bir geçmişi ve ciddi bir tarihsel mirası bulunuyor. Ancak bu miras 80 sonrası tarım, kalkınma ve özelleştirme politikaları ile kesintiye uğradı. Yapı kooperatifçiliği özelinde yaşanan yolsuzluklar ve güvensizlikler, köy kalkınma kooperatiflerinin yaşadığı baskılar ve sonuçta bu kooperatiflerin çoğunun bir tür tabela kooperatifine dönüşmesi, tüketim kooperatiflerinin süpermarket temelli gıda tedarik sistemine alternatif olabilecek güçte bir fark yaratamaması; süpermarketleşme karşısında tutunamaması ve başkaca birçok faktör kooperatiflerin toplumda itibarsızlaşmasına sebep oldu. Aynı zamanda, mevcut kooperatifçilik yasasının da kooperatifleri bir tür şirkete dönüştürmüş olması bu itibarsızlaşmaya ciddi bir katkı sağladı.
Ancak yakın geçmişte kooperatifleşmeye dair bu algı karşısında farklı yerlerde çeşitli başarılı örnekler ortaya çıktığını gözlemledik. Özellikle tarım ve gıda alanında ortaya çıkan kooperatif deneyimleri, tarım ve gıdada yaşanan krizle birlikte ele alındığında kooperatifçiliği bir alternatif olarak yeniden gündeme getirdi. Kolektif çalışmayı ve dayanışmayı pekiştiren, güven ilişkilerini tesis eden, ortaklarının ve toplumun çıkarlarını koruyan ve geliştiren bir örgütlenme modeli olarak kooperatifçilik, tarım, gıda, ekoloji alanlarında ve farklı sektörlerde kolektif işletme deneyimleri olarak tartışılır hale geldi. Bu tartışma iklimi, Kadıköy Kooperatifi somut ve kurumsal bir deneyim haline gelmeden önce, ilgimizi çekmeyi başardı ve bizleri gıda konusunda bir inisiyatifleşme içerisinde olmaya sevk etti.
Bugün bahsettiğimiz türde kooperatif çatısı ile ortaya çıkan deneyimler ile geçmişte anılan çeşitli kooperatif örgütlenme modellerini yan yana nasıl düşünebiliriz? Bu yazının ana sorunsalı kolektif ve dayanışmacı bir örgütlenme modeli olarak kooperatifçiliğin tanımını yapmak değil elbette. Ancak bu önemli soruyu Kadıköy Kooperatifi'nin kendi deneyim ve birikimlerini paylaşarak açıklayabileceğimizi umuyoruz. Bu nedenle yazının amacı Kadıköy Kooperatifi'nin kendi dinamikleri ve özgünlüğü içinde hangi ilkelerle, nasıl bir yapı oluşturduğunu; bu yapının oluşmasını sağlayan tarihselliği ile getirdiği birikimi; kooperatifin hem içsel (gönüllü-dost-üye) hem de dışsal (diğer kooperatif-kolektif-sendika-vakıf-oda) ilişki ve işleyişini aktararak sizlerin değerlendirmesine sunabileceğimizi umuyoruz. Bir tüketim kooperatifi olması nedeniyle, tedarik edilen her ürünün kimler tarafından, nasıl, nerede, ne kadar ve hangi şartlarda üretildiğinin bilgisiyle; bu ürünün kimler tarafından kullanıldığı, yani bizlere yabancılaşan hikâyesini tüm tarafların görebileceği açıklıkta ilişkilenmesini; her adımda karşılaştığı yeni sorunlara tüm tarafların katılımıyla nasıl çözüm üreteceğine dair önerileri, gelecek hedef ve planları; sonuçta en temelinde ise kooperatifin sürekli değişen, dönüşen ve nefes alan yapısını aktarmaya çalışmak bu yazının temel amacı olacaktır.
Kadıköy Kooperatifinin Temelleri
Kadıköy Kooperatifi fikrinin temelleri Gezi direnişi sonrasında oluşan park forumları ve mahalle dayanışmaları döneminde yapılan tartışmalara dayanmaktadır. Bu açıdan kooperatif çalışması ruhunu ve karakterini "mahalle dayanışmaları" olgusundan almıştır. Kısaca özetleyecek olursak, dayanışmalardaki herkese açık olma, katılımcı olma, yatay olma, hiyerarşik olmama, mahalle ölçeğine hitap etme, yerel olma, demokratik olma, somut sorunlara somut çözümler üretmeyi hedefleme, makro ölçekteki politik sorunsallar ile zaman zaman ilişki kurma gibi bir takım nitelik, kooperatif çalışmasının da temel belirleyici özellikleri olarak en başından itibaren sahiplenilmiş ve uygulanmaya başlanmıştır. Bu açıdan kooperatif çalışması kendisini mahalle dayanışmasının bir parçası ve yeri geldiğinde devamcısı olarak da görmüştür.
Mahalle dayanışmalarının zamanla zayıflaması sonucunda kooperatif çalışması bağımsız bir çalışmaya dönüşmüştü. İlk olarak Caferağa Dayanışması içerisinde bir "Organik Pazar" çalışması yapılmış̧, ardından diğer mahalle ve park dayanışmaları ile bu konuda iletişime geçilmiş ve de bir Kooperatif Çalışma Grubu oluşmuştu. Grup, bir kooperatif modeli üzerine çalışırken genel ilkeleri belirlemek için 1 Şubat 2014 tarihinde bir çalıştay düzenlendi. Bu çalıştay, Kadıköy'de bulunan dayanışma ve forumların katılımı ve organizasyonu ile Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (ÇİFTÇİ-SEN), Boğaziçi Mensupları Tüketim Kooperatifi (BÜKOOP), Tohum İzi Derneği ve Anadolu'da Yaşam Tüketim Kooperatifi (AYTK) katıldı. Yukarıda ifade ettiğimiz bu iklim bu çalıştayın hazırlığı için önemliydi.
Alanda hâlihazırda deneyim biriktirmiş olan yapıların katılımıyla yapılan çalıştay, temelde bu deneyimden öğrenmek, deneyimi kendi bulunduğu bölgenin (Kadıköy'ün) özgün dinamikleri ile harmanlamak ve kendine bir model inşa etmek niyeti taşımaktaydı. Tarihi 2002'ye dayanan Anadolu'da Yaşam Tüketim Kooperatifi kendi özgünlüğünü katarak kooperatifçiliğe dair açılımlar geliştirdi. 2009 yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Kampüsü'nde faaliyetlerini sürdüren BÜKOOP, gıda ve tarım alanında yaşanan dönüşümlere karşı neden ve nasıl bir tüketim kooperatifçiliği inşa etmek gerekliliği üzerine deneyimlerini paylaştı. 2004 yılından beri resmi sendikalaşma sürecini devam ettiren Çiftçi-SEN, tarımdaki dönüşüme karşı ekolojik tarımı savunmanın gerekliliklerini paylaştı. Tohum İzi Derneği, bu süreçte üstlendikleri kolaylaştırıcı rolü aktardı. Böylece, gelecek tahayyülümüz somut, ayakları yere basan ve yaşayan bir deneyim olarak karşımıza çıktı.
Çalıştay sonrası oluşturduğumuz taslak model, kooperatif için Kadıköy (merkezi) ölçeğine uygun bir kooperatifin nasıl mümkün olacağı konusunda bir yol haritası çıkartmış oldu. Ancak modeli hayata geçirme konusunda izlenecek yol üzerine bir takım anlaşmazlıklar yaşandı. Bu anlaşmazlıklar, çalışmaların resmileşerek bir kooperatif çatısı altında devam edip etmeyeceği, o dönem canlı bir deneyim olan Caferağa Mahalle Evi ile nasıl bir ilişki kuracağı, üretici-tüketici ilişkisinde ne tür bir öncelik tesis edileceği gibi çeşitli başlıkları kapsıyordu. Dolayısıyla, ölçek, ilişki tarzı, sınırlar ve imkanları da belirleyen bir tartışmanın varlığından söz edebiliriz. Mevcut tartışmalar ve anlaşmazlıklar çalışmanın bir süre durmasına sebep oldu.
Verilen bu ara sürecinde başka mecralarda kooperatifleşmeyi düşünen ve tartışan kişilerle tanışıldı. Bu yeni tanışıklıklarla, Kooperatif Çalışma Grubu içerisinde yer alan bir grup 2014 sonu ve 2015 başında yaptıkları bir takım görüşmeler sonucu kendisine Kadıköy Tüketim Kooperatifi Girişimi ismini vererek çalışmaları yeniden başlattı. Kooperatif Çalışma Grubu'nun belirlediği ilkeler gözden geçirildi, revize edildi. Sosyal medya hesapları açıldı ve kooperatif çalışmalarına devam edildiği duyurusu paylaşılmaya başlandı. Kadıköy civarındaki mahalle forumlarına duyuru yapılarak çalışmaya katılma davetinde bulunuldu. Böylece, yine forum ve dayanışmaların karakterini sahiplenen bir çalışma tarzı ile Kadıköy Tüketim Kooperatifi Girişimi yolculuğuna başlamış oldu.
Bu dönemde yapılan en temel şeylerden bir tanesi girişimin kendini kamusal olarak ifade etmesi, bir diğeri de kendi sürekliliğini sağlamak amacıyla haftalık toplantılara başlaması oldu. Gelen kişi sayısına bakılmaksızın, örgütlenme ve kurumsallaşmada sürekliliğin temel önemine istinaden her hafta ilgili herkesin katılımına açık bir toplantı düzeneği oluşturuldu. Bu toplantıların açık ve ilgili herkesin katılabilir olduğu hususu özellikle sıkça ifade edildi. İlkeler üzerine yapılan tartışma ve bir takım yönelimlerin belirlenmesi dışında, bu toplantılarda teorik-politik tartışmalara çok fazla yer verilmedi. Daha çok işleyişin güçlendirilmesi, iş bölümünün organizasyonu, pratik işlerin tespit edilmesi ve pratik işlere istinaden sorumlulukların dağıtılması bu toplantıların temelini oluşturmaktaydı.
Sürekli toplantı düzeninin oluşturulması, kooperatif çalışmasına ruhunu veren temel etkenlerden biri olmuştur. Herkese açık, demokratik ve katılımcı yapısı ile bu toplantılar esasında bir meclis işlevi görmüştür. Daha geniş bir bakış açısı ve teorik olarak söyleyecek olursak, Kadıköy Tüketim Kooperatifi Girişimi kendisini, Kadıköylü tüketicinin bir araya gelerek kendi tüketimi üzerine söz ve karar hakkını inşa ettiği meclisin bir nüvesi olarak inşa etmeye çabalamıştır. Tam da bu özelliği sebebiyle forum ve dayanışmaların karakterine ve ruhuna uygun bir varlık gösterdiğini söyleyebiliriz. Elbette, bu durum kendi içinde başka türde sınırlılıkları da beraberinde getirmiştir. Mahalle dayanışmalarının bu döneminde, oluşumlara belirli sayıda ve çoğunlukla sosyal pratikleri birbirine yakın kesimden kişilerin katıldığı düşünülecek olursa, kooperatif çalışması bu sınırlılık içerisinde kendi ilk çekirdeğini bulmuştur. Bu çekirdek de, kendi sınırlılığını aşmak ve kooperatif çalışmasını daha geniş kesimlere yaymak, yani örgütlenmek gibi bir zorunlulukla çalışmalarını yürütmüştür.
Düzenli toplantılar, ilkeler üzerinde uzlaşılmasını ve çalışmanın kamusallaşarak bir görünüm kazanmasını beraberinde getirdi. Ancak, kooperatifçiliğin bir somut görünüm kazanması için pratik olarak ne yapılacağını göstermek gerekiyordu. Bu amaçla "sipariş paketi" olarak ifade edilen çalışma başladı. Çeşitli küçük üreticilerden, belirlenen ürünleri siparişi vermek anlamına gelen "sipariş paketi" dönemi hem üreticilerle ilişki kurmanın hem de potansiyel kooperatif ortakları ile temas etmenin bir aracı olarak düşünüldü. Bu açıdan bir tür "alışveriş grubu" formunda somut çalışmalara başlanıldı.
Sipariş Paketleri Dönemi
Kadıköy Tüketim Kooperatifi Girişimi, 5 sipariş paketi ile hem gönüllü sayısını hem de etki alanını genişletmeye çalıştı. Haftalık toplantılarda hangi ürünlerin getirileceği ve toplamda kaç paket oluşturulacağı üzerine tartışmalar yapıldı. Bu tartışmalar sürecinde en temel husus, ürün seçimi olarak düşünülebilir. Bir sipariş paketi içinde hangi ürünün yer alacağına karar vermek, tüketim kooperatifçiliğinin temeli olan "ürün tercihi" noktasında çok önemli bir yerde durmaktaydı. Bunun asli sebebi, tüketim üzerinde inisiyatif geliştirme anının, ürün-üretici tercihi noktasında açığa çıkmasıdır. Başka bir ifadeyle, tercih ettiğimiz üretici, aynı zamanda bir üretim modelinin de tercihi anlamına gelmektedir: üretici hangi tohumu kullanıyor, hangi yöntemlerle zirai mücadele uyguluyor, emek organizasyonunu nasıl yapıyor, başka üreticilerle nasıl bir ilişki kuruyor vb. türde soruların hepsi, aslında bir üreticiyi tercih ederken bir paket olarak bir üretim modelini de tercih ettiğinizi göstermektedir.
Üretici tercihlerimizi yaparken bizden önce bu alanda çalışma yapmış olan BÜKOOP'un ve Çiftçi-SEN'in varlığı ve deneyimleri işimizi çok kolaylaştırdı. Bu iki inisiyatif ile ilişki kurarak onların hem üretici seçim kriterlerinden, hem mevcut üretici havuzlarından, hem de genel perspektiflerinden yararlandık. Böylece, en başta bir çalıştayda faydalandığımız bilgileri bu sefer pratikte uygulama şansımız oldu.
Sipariş paketleri döneminin ikinci temel özelliği ise her seferinde sipariş hacmini büyütmemizdir. İlk sipariş paketi için 50 kişiden alınan siparişler şenlikli bir etkinlikle dağıtıldı. Birinci paketin ardından ikinci paket 100, üçüncü paket 200, dördüncü paket 300 ve beşinci paket 350 kişiye ulaştı. Böylece, 50 kişi ile başlayan serüven 350 kişiye ulaşan bir ağa dönüşmüş oldu. Bu süreçte merkezi mahallelerde apartmanlara ve çeşitli kafelere de broşür dağıtılarak duyuru çalışması yapıldı. Genişleme ve örgütlenme perspektifi, kooperatifçilik ruhuna uygun olarak dayanışmanın büyümesi ve temellerinin sağlamlaştırılması perspektifine dayanarak yapıldı. Başka bir ifadeyle, 500 bin nüfuslu Kadıköy ilçesinin merkezinde bir kooperatifçilik çalışmasının hem diğer ilçe/mahalle ölçeklerindeki çalışmalara güç vermesi, hem küçük çiftçi oluşumlarını desteklemesi, hem de adil, besleyici ve sağlıklı gıda hakkını gerçekleştirme koşulları yaratması için kendi dar-sınırlı çekirdek grubundan çıkması ve örgütlenerek toplumsallaşabilmesi fikri temel alındı. Bununla beraber, Kadıköy özelinde bir dayanışma ekonomisi kurabilmek ve toplumsal dayanışmayı güçlendirebilmek de en başından konuşulan niyetlerden, motivasyon kaynağı olan fikirlerden biriydi. Bu bakış açısı, kooperatif çalışmasının "başarıya ulaşabilmesi" için her daim örgütlenmesini ve dayanışma temelli ilişkiler inşa etmesini bir zorunluluk olarak görmeyi de beraberinde getirmiştir. Bu açıdan 50 paketten 350 pakete giden sürecin kendisi aynı zamanda kooperatif girişiminin kooperatifleşmesinin inşa edilmesi süreci olarak da düşünülebilir.
Bu süreçte Kadıköy'deki temaslar güçlendirildi, kooperatif fikri olgunlaştırıldı, çeşitli etkinliklerle tartışıldı, yaygınlaştırıldı. Dolayısıyla girişim süreci, bir yandan kooperatifleşmeyi pratik olarak tecrübe etme süreci, diğer yandan da kurumsallaşmaya hazırlanma süreci olarak değerlendirilebilir. Bu hazırlık sürecinde çokça yanlışlar yapıldı, aksaklıklar yaşandı, yeni kişiler aramıza katıldı, ayrılanlar veya zaman ayıramayanlar oldu. Birlikte deneyerek, öğrenerek ve kolektif bir çalışma yöntemi geliştirerek, kurumsallaşmanın zemini inşa edilmiş oldu. Genişleyen gönüllü sayısı ve etki kapasitesi, zaten hedefte olan resmi bir kooperatif kurma sürecini de hızlandırdı. Mevcut organizasyon yapısı, alışveriş topluluğu görünümünden bir satış noktasına sahip resmi kooperatif görünümüne dönüşmeyi de peşinde getiriyordu. Çünkü, sipariş paketlerinin hacminin artması, daha fazla talebi karşılamak ve daha çok kişiye ulaşmak için daha fazla ve çeşitte ürün getirme ihtiyacını beraberinde getirdi. Bunu bir durum tespiti olarak da kavramak mümkün. Buna istinaden, 2016 Ekim ayında 7 kurucu ortakla Sınırlı Sorumlu Kadıköy Tüketim Kooperatifi'ni kurarak Kasım ayında da kiraladığımız dükkânın açılışı gerçekleştirdik. Sipariş paketlerinden kazandığımız deneyim, yolda öğrendiklerimiz ve hayallerimizle artık resmi bir kooperatif olarak çalışmalarımız başladı.
Kadıköy Kooperatifi'nin Bugünü
Resmi olarak kuruluşu ve dükkan çalışmalarına başlamasıyla birlikte Kadıköy Kooperatifi -artık bugünü- diyebileceğimiz sürecin içerisine de girmiş oldu. Daha önce haftalık toplantılar, sipariş organizasyonları ve etkinlikler üzerinden yapılan çalışmaya artık her gün düzenli açılan ve ciddi organizasyonel emek ve kapasite gerektiren bir çalışma da eklendi. Bu açıdan kooperatif çalışmasının talep ettiği emeğin ciddi oranda artmış olduğu söylenebilir.
Kooperatifin resmi kuruluş sürecinin öncesini de sonrasını da belirleyen temel motivasyonlardan biri, kooperatifleşme çalışmasının bir yerel özgülünde yapıldığı ve bu yerelin dinamikleri ve sınırları dahilinde gerçekleştiğidir. Kadıköy Kooperatifi bağlamında bu yerel tarihi Kadıköy ilçe merkezini ifade eden bölge, daha özelde ise Caferağa mahallesidir. Dolayısıyla, Kadıköy Kooperatifi'nin ismi de en başından beri kendi yereline özgülenmiş, mekânsal bir sınır çizilmiş ve bu mekânsallığa bağlı bir perspektif ve anlatı inşa edilmiştir.
Bunun yanında, daha önce Gezi'den gelen bir takım karakteristik özellikler olarak sıraladığımız ve ilkesel düzeyde önem taşıyan bir dizi ilke de kooperatifin yol alma sürecinde belirleyici olmuştur. 1844'den bugüne uzanan, düzenlemelerle benimsenmiş; gönüllü ve herkese açık üyelik, üyeler tarafından gerçekleştirilen demokratik denetim, üyelerin ekonomik katılımı, özerklik ve bağımsızlık, eğitim, öğrenim ve bilgilendirme, kooperatifler arasında işbirliği, topluma karşı sorumlu olmak gibi, İngiltere'nin Rochdale kasabasındaki 28 dokuma işçisinin öncüsü olup hazırladığı ve Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA)'nın 1995'te yeniden düzenlediği bu uluslararası kooperatifçilik ilkelerinin Kadıköy Kooperatifi için de yer yer açık yer yer örtük bir şekilde benimsendiği söylenebilir.
Açık, katılımcı, demokratik, yatay ve patronsuz yapısıyla Kadıköy Kooperatifi, ilkelerini ve çalışma biçimini benimseyen herkesi içine katmayı amaçlayan, kolektif ve toplumsal bir örgütlenme modeli inşa etmeyi amaçlamaktadır. Bir araya geldiğimiz günden itibaren yapılan tartışmalar ve toplantılar süresince ortaklaşarak belirlediğimiz, ana motivasyonumuz diyebileceğimiz beş ilke, kooperatifimizin zeminini oluşturuyor. Bu ilkeler, fikir alışverişi ile başlayan yolculuğun resmiyete varmasını ve çalışmaların sürdürülmesini sağlayan etken olduğu gibi, birlikteliğimizin ve çalışmalarımızın kişilerden bağımsız, yapı olarak devam etmesi de yine kooperatifin bu ilkeler zemininde hareket etmeyi sürdürüyor olmasıyla sağlanıyor. Dönüşüme ve gelişime açık, bugüne kadar çalışmalarımızı belirleyen ilkelerimizden biraz bahsedelim.
Kadıköy Kooperatifi'nin İlkeleri
Üreticiler ile Aracısız Birliktelikler Kurma ve Dayanışma
Kooperatifin temel varlık sebeplerinden bir tanesi, üreticiler ile tüketiciler arasında doğrudan bir ilişki kurmak. Bu açıdan, bütün çalışma süresince aracısız ve doğrudan ilişki temel ilkemiz olarak ifade edilmiştir. Üreticiden-tüketiciye zinciri aktörlerinin yeni bir bağ kurması burada esastır. Böylece, üretici ürünlerini doğrudan ürünü kullanan kişilere satma ve aracıların komisyonunun olmadığı bir gruba erişme şansı bulur. Kullanıcılar da komisyonsuz bir şekilde ve kimin tarafından üretildiği belli olan ürünlere daha adil fiyata erişme şansı bulur. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, tüketici grubunun neyi tüketeceğini kendisinin seçmesi, bir tüketim örgütlenmesinin en temel rolü olarak değerlendirilebilir.
Çalışacağımız üreticileri kolektif bir tartışma ile belirliyoruz. Bu değerlendirme sürecini dayanışmayı önemseyen, gıda egemenliğini destekleyen, ekolojik, doğal tarım yöntemlerini ve sömürüsüz üretim yöntemlerini benimseyen üreticiler üzerinden yürütmeye çalışıyoruz. Bunların yanı sıra kararımızı etkileyen başka önceliklerimiz de oluyor. Vaka bazlı, belirgin durumlarda değişkenlik gösterebilmekle beraber bu öncelikleri, kadın üreticiler, örgütlü üretim yapan üreticiler (kooperatifler, dernekler, sendikalar, vakıflar, inisiyatifler, kolektifler), bizim gibi örgütlü tüketici grupları ile dayanışma gösteren üreticiler, dezavantajlı gruplara mensup üreticiler (LGBTİ+, güvencesizler, göçmenler, direnişteki gruplar), tekil ve geçimlik üretim yapan küçük üreticiler şeklinde sıralıyoruz.
Ürüne ve üretim yapılan bölgeye göre bazı değişiklikler göstermekle beraber, üretimi vasıtasıyla onurlu bir şekilde geçinebilen, üretim sürecinde çok gerekmedikçe işçi çalıştırmadan kendi başına ya da kolektif olarak çalışan ve her iki durumda da emek sömürüsü yapmadan hak eşitliğini gözeten, üretim biçimini kâr amacı güden şirketler gibi örgütlemeyen, şirket zihniyetinden uzak üreticiyi küçük üretici olarak tanımlıyoruz. Dolayısıyla buradaki 'küçük' tanımını ölçekten ziyade bir model zemininde düşünerek değerlendiriyoruz. Bu tür bir üretim modeli, yani üretim sürecinde köyünü, köylüsünü gözeten, geleneksel bilgiyi ve yerel tohumu koruyan bir model olması dolayısıyla endüstriyel şirket tarımına alternatif olarak görüyor, bu sebeple destekleyip güçlendirmek istiyoruz.
Üreticiler ile aracısız çalışma fikrinin temeli, ürünün tohumdan sofraya olan yolculuğunda aradaki aracı ve tüccarları çıkararak maliyeti düşürebilmek fikrine dayanıyor. Çünkü bu yolculuğun her durağında üzerine bedel eklenen ürünlerin fiyatı tüketiciye ulaşana kadar altı kat artıyor. Üstelik bu artıştan faydalanan yine aracılar oluyor ve üretici emeğinin karşılığını alamıyor. Bu sebeple aracıları döngüden çıkararak, hem üreticinin hak ettiği, adil bedeli kazanabilmesi hem de tüketicinin ekolojik gıdaya daha makul fiyatlarla ulaşabilmesi için aracısız çalışıyoruz. Bu aracısızlık yalnızca başka bir tüketimin değil, başka bir iletişim ve başka bir ilişkinin de mümkün olduğunu bizlere gösteriyor. Üreticiyle doğrudan iletişim kurmak, hem ürünle hem üreticiyle kurduğumuz ilişkiyi, alışık olduğumuz sistemdekinden farklı kılıyor. Üretici, bilinmeyen olmaktan, ürün de meta olmaktan çıkınca, üretici tüketici arasında yeni bağlar gelişiyor. Tüketici yalnızca hizmet bekleyen değil üreticiyle ortaklık kuran biri haline gelirken, tüketici de üretici için bir müşteri olmaktan çıkıp bir ortak haline geliyor. Henüz tam ortaklaşılmış olmasa da birçok platformda üreticiyle bu şekilde ilişki kuran tüketiciler için "türetici", "yarı-üretici" ve "eş üretici" ifadeleri kullanılıyor.
Bu ortaklıkları karşılıklı güven ilişkisine bağlı olarak sürdürmeye gayret ediyoruz. Karşılıklı güven esası aynı zamanda üreticiyle çalışmak için organik sertifika koşulu aramıyor olmamızı da sağlayan önemli bir etken. Şirketler tarafından ticari bir faaliyet haline gelen, küçük üreticiyi ve tarımı şirketleştiren sertifikaya karşı üreticilerle doğrudan birliktelikler kurmayı savunuyoruz. Üretici ile tüketicinin temasına dayanan bu sistem, sertifika gibi Türkiye'de aracı kurumlar tarafından yapılan sistemi devreden çıkarmak ve ürünün doğal-ekolojik olma sürecini karşılıklı beyana ve güvene dayandırıyor. Çalıştığımız üreticileri mümkün olduğu kadar sık ziyaret etmeye çalışarak arada bir temas kurmaya çalışıyor, böylece hem üreticileri sertifika bedeli olarak verilecek yüksek meblağlar ödemek ve bağımlı hale gelmek zorunda bırakmamış oluyoruz, hem de tanımadığımız bir şirketin kâğıt üzerindeki beyanı yerine kendi gözlerimizle, ellerimizle güven tesis etmeye çalışıyoruz.
İnşa edilen bu ilişki ve sistemlerin yanı sıra, üreticinin, tercih ve önceliklerimizle örtüşüp örtüşmediğini belirleme konusunda da birkaç farklı yönelimden yararlanıyoruz. İlke ve hassasiyetlerde ortaklaştığımız diğer tüketim örgütlenmelerini referans alıp, halihazırda çalıştıkları üreticilerle irtibata geçebiliyoruz. La Via Campesina (Çiftçi yolu) hareketinin üyesi olan Çiftçi-SEN, gıda egemenliğini, ekolojik ve köylü tarımını destekleyen yapısıyla, üretim-üretici bilgileri ve referansı konusunda bizlere destek oluyor. Bahsettiğimiz referanslara sahip olmadan bizimle çalışma talebinde olan bir üretici olduğunda, tohumdan sofraya üretim, dağıtım, tüketim sürecine dair birçok sorunun yer aldığı ürün-üretici formumuzu iletiyoruz. Hem formu değerlendirebilmek hem de üreticileri tanışıklığa ve birlikteliğe teşvik etmek amacıyla bu bilgileri diğer üreticilere ya da Çiftçi-Sen'e de iletebiliyoruz. Tüm bunların yanında, gıda üretim-dağıtım ilişkisinde yer alan diğer kooperatifler, topluluklar, odalar, sendikalar vb. örgütlenmelerle ortak bir model geliştirmeyi hedefliyoruz. Birlikteliklerimizde buna dair konuşma ve çalışmalar yapmaya gayret ediyoruz. Çünkü kolektif kararlarla ortak modeller geliştirmenin hedeflenen işleri kolaylaştırmakla kalmadığına, aynı zamanda mevcut model ve davranışları dönüştürme gücüne de sahip olduğuna inanıyoruz.
Toplumda olduğu gibi üreticiler arasında da örgütlenme yalnızca bir sendika, dernek çatısı altında olmuyor. Aynı köy ya da ilçedeki üreticiler beraber üretim ya da satış yapabiliyor ve buradan hareketle haberleşme, dayanışma ağları oluşturarak yakın ilişkiler kurabiliyorlar. Bu da üreticilerin bazen birbirini örnek aldığı, bazen birbirini denetlediği mekanizmalar doğuruyor. Mekanizmalar hem tüketicinin güven ilişkisini sürdürmesini hem de üreticilerin ekolojik üretim ve dağıtım sistemine teşvik olmasını ve yol çizmesini kolaylaştırıyor.
Üretim ve Tüketim Üzerinde Karşılıklı İnisiyatif
Mevcut hâkim sistemde, üreticinin de tüketicinin de zarar gördüğü pazar koşullarının uygulandığı bir durumla karşı karşıyayız. Üreticiler şirketlerin sömürüsü ve tahakkümü altında istemediği şekilde üretim yapmak zorunda kalırken tüketici de bilmediği veya sağlıksız ürünü tüketmek zorunda kalabiliyor. Buna karşı, Kadıköy Kooperatifi olarak üretici ve tüketicinin karşılıklı inisiyatifiyle, hangi ürünün, ne miktarda ve hangi koşullarda üretileceğine ve nasıl ulaştırılacağına beraber karar verdiğimiz bir sistemi tercih ediyoruz. Bu şekilde üretici şirket pazarlarının tahakkümüne girmediği gibi, tüketici de gıdası için bir inisiyatif alarak aktif rol oynayabiliyor.
Ürün fiyatlarının belirlenmesi de karşılıklı inisiyatifle gerçekleşiyor olsa da tüketicinin pazarlık yapmadan ve ürünü ucuza almaya çalışmadan, üreticinin emeğinin karşılığını gözeterek, adil bedeli üreticinin önerisine bırakmasını uygun buluyoruz. Ürünlerin her yörede ve her üreticinin yaşam ve çevre koşulları özelinde değişiklik gösterebileceği kabulünden yola çıkarak, ürün bedelini üreticinin belirlemesini talep ediyoruz. Her ne kadar üretim süreci farklıysa da muadil diyebileceğimiz ürünlerin fiyat farklılıklarını da sadece parasal maliyet üzerinden değil, ekolojik ve sosyolojik maliyetleri de hesaba kattığımız bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeye çalışıyoruz. Toplumumuzdaki çeşitli güvensizlik ya da bilgi kirliliğinden kaynaklanan kaygılar sebebiyle bu değerlendirme gerekçelerimizi mümkün olduğunca tüketicilere aktarmaya da gayret ediyoruz.
Maliyet ve fiyatların farklılıklarını veya yüksekliklerini olağan bulmakla beraber, ekolojik ürünlerin, yalnız belli kesimlerce değil, bütçe farkı gözetmeksizin, her kesimin ulaşabileceği bir seviyede olmasını hedefliyoruz. Üreticiler ve bu aracısız, ekolojik modeller daha çok desteklendikçe ürün bedellerinin düşebileceği ve bu modellerin benimsenip toplumsallaşabileceği öngörüsüyle, tüketim örgütlenmelerinin yaygınlaşması gerektiğini düşünüyor ve yaygınlaşmayı mümkün kılacak, artıracak çalışmalar yürütmeye devam ediyoruz. Bu açıdan, üretici ve tüketicinin hangi ürünün, nasıl, ne kadar ve kimin için üretileceğine birlikte karar verdikleri gıda egemenliğini savunuyoruz.
Kolektif Çalışma ve Paylaşım
Kooperatifimizin tüm çalışmalarında kolektif olarak sorumluluk ve karar alıyoruz. Katılımcılığı kolektif çalışmanın temelinde gördüğümüz için, katılımcılığı kolaylaştıran ve katılımcılığa teşvik eden mekanizmalar yaratmaya çalışıyoruz. Kişisel katılımları güçlendirerek ve çoğaltarak, kolektif çalışma ve karar alma becerilerimizi geliştirmeyi deneyimlerken, bireysel çıkarların, kolektif çıkarların önüne geçmeyeceği yapılar oluşturmaya gayret ediyoruz. Kolektif çıkarları gözetmenin, konsensus ile karar almayı da kolaylaştırıcı etki yarattığını düşünüyoruz.
Bu kolektif çalışma mekanizmalarını yalnız kooperatif gönüllüleri arasında değil dış paydaşlarca da deneyimlenebilecek mekanizmalar olarak tasarlıyoruz. Karar aldığımız, tartışmalar yürüttüğümüz toplantılarımızı şeffaflık gereğince gönüllü şartı aranmaksızın herkesin katılımına açık olarak gerçekleştiriyoruz.
Aşağıda işleyiş kısmında daha fazla detaylandıracağımız üzere, kolektif çalışma sürecini işbölümü ve işbirliği süreci olarak organize ediyoruz. Genel kooperatif çalışmasını işlere göre tanımlanmış birimler üzerinden koordine ediyor, bu koordinasyon sürecinde rotasyon uygulayarak herkesin farklı işlerde çalışmasını teşvik ediyoruz. Böylece kolektif çalışmayı adalet temelinde hayata geçirmeyi, profesyonelleşmeye karşı gönüllü ruhunun kaybolmamasını, emek hiyerarşisi ve emek sömürüsüne karşı hakkaniyetli bir karar mekanizması inşa edebilmeyi tahayyül ediyoruz.
Ekolojik – Toplumsal İlişkiler
Kooperatif olarak, üretim-dağıtım-tüketim basamaklarının her birinde doğanın ve canlıların sömürülmediği ekolojik anlayışı destekliyor, çalışmalarımızı ve ilişkilerimizi bu anlayış temelinde kuruyoruz. Ekolojik anlayış içerisinde benimsediğimiz hassasiyetleri toplumsal ilişkiler üzerinden de değerlendirmeye ve buna göre hareket etmeye çalışıyoruz.
Çalıştığımız üreticilerin üretim sürecinde kadın, çocuk veya göçmen işçiler üzerinden emek sömürüsü yapıp yapmadığını sorguluyor ve takip ediyoruz. Bu süreçler içerisinde kadın ve çocuk emeğinin görünmez kılındığı, bu aktörlerin karar alma mekanizmalarına dâhil edilmeyerek pasifize edilmeye çalışıldığı ya da edilmiş olduğu durumlar gözlemlediğimizde, koşulların değişmesi için gerekli teşvikleri yapmaya çalışıyoruz. Toplumun genelinde normalleştirilmiş ve dolayısıyla fark edilmeyen ya da göz ardı edilen bu tip toplum dinamiklerinin, ilişki biçimlerinin dönüşmesinin vakit alacağını biliyoruz. Bu sebeple atacağımız adımları küçümsemeden, yargılayıcı ve ötekileştirici olmadan, desteklediğimiz ilişki biçimlerine teşvik eden çalışmalar ve yönlendirmeler yapıyoruz.
Bu dönüşümü yalnızca üreticiler özelinde ya da temelinde hedeflemiyoruz. Başta kendi yapılanmamız olmakla beraber, toplumun her alanı ve anında bu alışageldiğimiz tutum ve ilişkilerin değişmesi gerektiğini düşünüyoruz. Küçük adımlarımızın benimsenerek büyüyeceğini umuyoruz.
Toplumsal Dayanışma
Kadıköy Kooperatifi'nin kendisini bütünün bir parçası kabul etmesi dolayısıyla, diğer oluşum ve beraberliklerden, başka alanlardan bağımsız hareket etmek yerine, eylemsel ve anlamsal açıdan bütünü gözeterek çalışmalarımızı sürdürmeye dikkat ediyoruz. İlkelerin, ihtiyaçların ve taleplerin kesiştiği başka çalışma alanları ve ilgili topluluklarla dayanışmayı, birbirimizi güçlendirmeyi önemli ve gerekli buluyoruz.
Çeşitli sebeplerle toplum içinde güçsüzleşen veya güçsüzleştirilen kesimlerle ihtiyaç ve olanaklar ölçüsünde maddi veya manevi dayanışma gösteriyor ve bu pratikleri geliştirmeyi hedefliyoruz. Üretimden tasfiye edilen üreticiler, işten atılanlar, göç etmek zorunda bırakılanlar, ötekileştirilip dışlananlar, haksızlığa uğrayıp hak talepleri görmezden gelinenler ve afetzedeler başta olmak üzere listenin genişleyebileceğini düşünüyoruz.
Kadıköy Kooperatifi'nin İşleyişi
Kadıköy Kooperatifi'nde tüm çalışmaları, kuruluşundan bugüne gönüllülük esasıyla yürütüyoruz. Eşitlik, şeffaflık, katılımcılık ve güven temelinde yapılanmış yatay bir örgütlenme modelini benimsiyor ve uyguluyoruz. Burada bahsi geçen eşitlik, herkesin eşit sürede, eşit derecede emek verme gerekliliğini değil, emek, bilgi, yaş gibi herhangi bir unsur üzerinden hiyerarşinin olmadığı, yaptığı işten bağımsız olarak katılımcılık anlamında herkesin eşit söz hakkına sahip olduğu ve olacağı kabulünü ifade ediyor. Kooperatifin önem verdiği hedeflerden biri de örgütlenme olduğu için katılımcılığı artırarak işlerin sağlıklı yürüyebileceği alanlar ve mekanizmalar yaratmaya çalışıyoruz. Güven, katılımcılığı artırmak için gerekli bir unsurken, şeffaflık da güven için gerekli ve etkili bir unsur oluyor. Bu sebeple kooperatifin pratik işlerinin konuşulup karara bağlandığı 'mutfak' toplantılarını da, kooperatif gönüllüsü olması gerekmeksizin, isteyen herkesin gelip katılabileceği, dışarıya açık toplantılar olarak organize ediyor, sosyal medyadan duyurusunu yapıyoruz.
Toplantılara katılım için bir koşul olmasa da, kooperatifteki işlerin daha rahat yürüyeceği ve kişi başına düşen emeğin azalacağı öngörüsüyle, kooperatife daha çok gönüllü katılmasını ve mutfağın zenginleşmesini arzu ediyoruz. Bu zenginliğin, heyecan ve heves ile kooperatife katılan gönüllülerin, ağır gelen sorumluluklar veya vakit darlığı sebebiyle kooperatiften ayrılmasına engel olacağı gibi, sorumlulukların daha eşit düzeyde dağılımını sağlayarak, bireysel yorgunlukların da önüne geçeceğini düşünüyoruz.
Her perşembe bir araya geldiğimiz 'mutfak' toplantılarına gerekli bilgilendirme ve duyurularımızı yaparak başlayıp, önceden mutfağa iletilerek toplantı gündemine eklenmiş konuları tartışarak devam ediyoruz. Tartışmalarımızı eşit söz hakkını önemsediğimiz için moderasyonla yürütüyoruz. Bireysel hassasiyetleri gözettiğimiz için karar almak için konsensus yöntemini kullanıyoruz. Fikir birliğine ulaşamadığımız ve toplantının gidişatını etkileyen konular olduğunda, bu konuyu bir başka zaman tartışmak üzere iç çalıştay gündemi olarak belirliyoruz. Hafta sonu organize ettiğimiz bu iç çalıştaylarda, ilgili konuları derinlemesine konuşma ve tartışma fırsatı buluyoruz.
Katılımcı sayısının artması, çalışmaları ve örgütlenmeyi zenginleştirse de tüm kararların konsensus ile alındığı yatay örgütlenmelerde karar alma süreçlerini ve işleri yavaşlatıcı etki de yaratabiliyor. Her ne kadar çalışmalarımızın hızlı ilerlemesi gibi temel bir kaygımız yoksa da işlerin daha sağlıklı ve rahat ilerleyebilmesi için belirlediğimiz konularda birkaç kişilik birimler olarak inisiyatif alarak çalışıyoruz. Birimler mutfak tarafından onaylanmış çerçeve ve yönergelerle çalışmalarını sürdürüyor. Her birim ilgili gelişmeleri ve karar alınması gereken konuları yine mutfağa taşımak kaydıyla çalışmalarını ve iç toplantılarını ayrıca ama birbiriyle eş zamanlı olarak sürdürüyor. Şimdilik ihtiyaç ortaklığında belirlediğimiz teknik, mali, örgütlenme, eğitim, sosyal medya ve iletişim, koordinasyon, gıda ürün-üretici, gıda dışı ürün-üretici, arşiv ve kadın başlıklarında birimler ile çalışıyoruz. Birimler içerisinde de yine katılımcılık, eşitlik ve şeffaflık temelinde ilerliyoruz.
Daha önce de söylediğimiz üzere örgütlenmeyi de bir hedef olarak görüyoruz. Üreticileri örgütlenmeye teşvik edecek çalışmalar yapmaya çalışırken, tüketiciler olarak da örgütlenmeyi, bir arada olmayı, çalışmayı deneyimliyor ve dayanışmayı büyütmeye, alanını genişletmeye gayret ediyoruz. Üretim ve tüketimi birbirinden bağımsız düşünmemekle beraber, tüketim ihtiyacı ve anlayışında müşterekleşilen, niyet ve problemlerin tüketim çerçevesinde ortaya çıktığı, emek ve hak döngüsüne tüketim tarafından etki edilen bir yapı olarak, konuların tüketim tarafıyla ilgili çalışmaları önceliğimize alıyoruz.
Üretim de tüketim de mevcut çevre koşullarına ve kültüre göre şekillendiği için, her bölgedeki kooperatifin işleyişinde, yapılanmasında veya çalışma dinamiklerinde farklılıklar olabileceğini varsayıyoruz. Bu farkları çeşitlilik olarak düşünüyor ve temel ilkelerden uzaklaşacak bir etki yaratmadığı sürece, çeşitlilik anlamında besleyici ve kıymetli buluyoruz. Bu sebeple, bir yerdeki modelin her yerde uygulanmasını değil, her yerelin kendi ihtiyacı ve imkânları doğrultusunda yereldekilerle örgütlenmesinin sağlıklı sonuçlar getireceğini düşünüyoruz. Üstelik bu şekilde sadece tek bir alanda yapılan çalışmalarla sınırlı kalınmayıp yeni birlikteliklerin başka çalışmalara da ilham olacağına, yereldeki başka sorunlara da ortak çözümler bulmayı kolaylaştırabileceğine inanıyoruz. Tüm bu hareketlerin yereli güçlendirmek için her anlamda olumlu etkisi olacağını düşünüyoruz.
Yasal olarak çalışmaya başladığımız günden bugüne her mahalleyi ve semti kendi kooperatifini kurmaya teşvik etmeye çalışıyoruz. Bu sebepledir ki zaman zaman olumlu örnek olma kaygısını fazlaca taşıyarak hareket edebiliyoruz. Olumlu, olumsuz tüm deneyimlerimizi de etrafımızdaki oluşum, girişim ya da kişilerle paylaşmaya gayret ediyoruz.
Her ay düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz 'Kadıköy Kooperatifi Kendisini Anlatıyor' etkinliğindeki önceliğimiz, kooperatifimize katılımcılığı, gönüllü sayısını artırmak olsa da genel olarak kooperatiflere örgütlenme şekilleri ve tüketim çalışmalarının nasıl gerçekleştiğine ve neleri mümkün kıldığına dair de deneyim ve fikirlerimizi aktarmış, varsa farklı öneri ya da ihtiyaçları da katılımcılardan duymuş oluyoruz. Bunun haricinde kooperatif girişimi ya da niyetinde olup bize ulaşanlarla da ayrıca görüşerek, toplantılar yaparak elimizden geldiğince deneyim aktarmaya, çalışmalara başlamaları için gerekli bilgi, belge paylaşımlarını ya da ihtiyaç duyulan desteği vermeye devam ediyoruz. Gerekli durumlarda, hali hazırda çalışan kooperatiflerle de benzer paylaşımları yapabiliyoruz.
Diğer kooperatif, girişim, topluluk ve inisiyatiflerle yalnızca onlara destek olmak üzere bir araya gelmiyoruz. Bölünerek dağılmak değil, birleşerek çoğalmak istediğimiz için bir şekilde temasta olduğumuz, ortak ilkeler ve benzer işleyişte olan oluşumlarla düzenli toplantılar yaparak ilişkilerimizi kuvvetlendirmeye ve benzer problemlerimize ortak çözümler yaratmaya çalışıyoruz. Ortak etkinlikler düzenleyerek hem ulaşabildiğimiz kitle çeşitliliği ve sayısını artırmış hem kitlelerin temas etmesine olanak sağlamış, hem tüketim örgütlenmeleri olarak bir araya gelip tartışma fırsatı bulmuş hem de 'ortak dil'e uzanan yolda bir adım daha atmış oluyoruz. Bunun yanında ürün siparişlerimizi ayrı ayrı vermek yerine ortak vererek de hem üreticileri daha fazla destekleyebilmiş hem de lojistiği birleştirmenin getirdiği avantajla ürünlere daha uygun fiyata ulaşabilmiş hem de karbon ayak izini azaltmış oluyoruz. Kurulan birlikteliklerde, bu gibi ortak hareketleri henüz bir rutin düzeyine getiremediysek de, bu yönde çabamızın baki olduğunu söyleyebiliriz.
Birliktelikler ilkelerimizde bahsettiğimiz toplumsal dayanışma için de büyük önem arz ediyor. Dayanışma ihtiyacı içinde olan herhangi bir oluşum, kurum veya kişiye destek olunacağında, yalnızca Kadıköy Kooperatifi olarak değil temasta olduğumuz diğer oluşumlarla bir arada hareket etmek desteğimizin büyümesini, sesimizin daha çok duyulmasını ve güçlenmemizi sağlıyor. Tüketim başlığı altında örgütlenmiş gönüllülerin bir araya geldiğinde bunca değer ürettiğini görmek coşku ve heyecanımızı taze tutuyor ve yeni temaslar için enerji veriyor.
Bu birlikteliklerin sadece bir araya gelen oluşumlar özelinde değil, bir model veya hareket olarak düşünüldüğünde içinde bulunduğumuz toplum için de umudu besleyen, örnek olan ve teşvik edici güçlü bir etki yarattığını görüyoruz. Bu etkiyle her geçen gün dayanışmayı daha da büyüterek yeni temasları mümkün kılıyor ve daha da zenginleşiyoruz.
Eksiklerimiz, Hatalarımız, Yapamadıklarımız
Buraya kadar esasında betimleyici bir tarzda aktarmaya çalıştığımız kooperatifleşme deneyimi elbette pür-i pak bir şekilde ilerlemedi ve eksik ya da hatalı pek çok süreci de beraberinde getirdi. Bu süreçlerin bir kısmına kolektif bir çözüm üretmeye çalıştıysak da bir kısmına bir çözüm üretemedik ve yapamadıklarımız hanesine yazdık.
Öncelikle, resmi bir tüketim kooperatifinin yasal sorumlulukları ve sınırları konusunda yetersiz bilgi ile yola çıktık. Zamanla, bu yükümlülükler ve sınırlar ile yapmak istediklerimiz arasında birtakım çatışmalar da ortaya çıktı. Yukarıda bahsettiğimiz üretici modelini destekleme çabamız, zaman zaman her türlü tüketim ürününün ticaretinin yapılmasındaki mevzuatlara tabi olmamızdan kaynaklı, birtakım ürünü satamama, birtakım ürünün ise satışından vazgeçme gibi bir durum oluşturdu.
Benzer şekilde, resmi bir kooperatif olmanın getirdiği birtakım vergi yükümlülüklerinin, ürün satış sürecinde ciddi bir kalem olduğunu ifade edebiliriz. Adil ürün fiyatı ve üretici ile tüketicinin kazandığı bir sistem geliştirme çabası içerisinde devlete ödenen verginin, Türkiye'de vergi sisteminin adaletsizliği ve vergilerin şeffaf bir kullanımı olmadığı düşünüldüğünde, bizim için ciddi bir soru işareti oluşturduğunu ifade edebiliriz.
Çalışmalara başladığımızdan bu yana üretici ile temaslı bir sistemi sürdürüyor olmamıza ve tercih etmemize rağmen, yaşanan bazı vakalar sonucunda, sistemin her zaman sağlıklı işleyeceğinin garantisi olmadığını da görebiliyoruz. Üreticiler, başta mali kaygılar olmak üzere çeşitli sebeplerle, üretimdeki girdilerinin ekolojik maliyetini yeterli düzeyde takip etmeyebiliyor. Bazen de bilinçli olarak tercihlerini, ekolojik olmayandan yana kullanacak şekilde değiştirebiliyor. Bu gibi durumlarda ortaya çıkan eksik ya da yanlış bilgilendirme ve uygulamalar güven ilişkisinin zedelenmesine yol açabiliyor. Güven ilişkilerini geliştirebilmek için yapılan üretici ziyaret ve sohbetlerinin, yeterli sıklıkta olamayışı da bu sıkıntıları beraberinde getiriyor. Bu deneyimler doğrultusunda kısa bir süredir, ürünleri analizden geçirmek gibi düşünceleri de dile getirmeye, hatta buna yönelik uygun koşul ve imkanları nasıl sağlayabileceğimizi düşünüyoruz. Güven ilişkisini güçlendirme konusunda bir varsayımımız olduğunu, ancak bu ilişkinin inşa edilmesi ve karşılıklı koruma mekanizmalarıyla da güçlendirilmesi gerektiğini böylece deneyimlemiş olduk.
Güven konusunda başka bir önemli husus da kooperatif içi ilişkilerde güven meselesi. Nihayetinde kooperatifleşmenin temel unsurunun ortaklar ve gönüllüler arasında kurulan güven ilişkisi olduğunu, olumlu ve olumsuz vakalar yaşayarak biz de deneyimledik. Kadıköy Kooperatifi için temel ilkeler olan kolektif karar alma ve kararların kolektif olarak uygulanması, yatay, erksiz, iktidarsız bir örgütlenme modeli inşa etme süreçlerinde yaşadığımız birtakım sorunlar, bu ilkelerin birer ilke olarak konulması ile uygulanması arasında bir açı farkı olduğunu gösterdi. Gönüllülerinin dayanışması, kolektif karar alması, kararların kolektif uygulanması ve böylece kolektif bir öz-güçlenme deneyimi inşa etmeyi amaçlayan bizimki gibi yatay örgütlenmelerin, kendilerini anlatmak için kullandıkları tanım ile pratikte o tanıma uygun şekilde hareket etmenin her zaman mümkün olmadığını da deneyimlemiş olduk.
Kolektif karar alma sürecinin mekanizmalarını en başından itibaren inşa etmeye çalıştık. Yukarıda ayrıntılı bir şekilde aktarmaya çalıştığımız işleyiş mekanizmamız, bir karar alma sürecinin nasıl gerçekleştiğini, konsensus sürecinin nasıl ilerlediğini, konsensusun sağlanamadığı durumlarda ise ne gibi süreçler işletildiğini geliştirme ve hayata geçirme çabamız olarak görülebilir. Ancak, konsensus mekanizmasının otomatik olarak işlediğini, belirli bir yapı kurmadan, süreklilik sağlamadan yahut kötü niyetlerle suistimal edilmeden işleyeceğini söylemek mümkün değil. Ayrıca, içinde yaşadığımız toplumda insan ilişkilerinin hiyerarşik ve cinsiyetçi yapı üzerinden her daim yeniden üretildiğini düşündüğümüzde, bunun kendi örgütlenme mekanizmamıza yansımayacağını varsaymak naiflik olurdu. Ancak, bu durumlara dair yapısal çözüm önerileri üretme konusunda zaman zaman eksik kaldığımızı ve bu eksikliklerin birtakım yapısal sorunu zaman zaman kişiselleştirmeye, zaman zaman ise yapı içinde çeşitli çözümsüz bloklaşmaları ürettiğine tanık olduk. Böylece, yapı içerisinde açık açık tartışılması ve çözülmesi muhtemel konuların üzerinin örtülmesi, kişilerin korunması yahut dışlanması, kontrolcü ve baskın karakterlerin ön plana çıkması ve kolektifi baskılaması, karar alma süreçlerini tıkaması ve işleyişi engellemesi gibi süreçlerle karşılaştık. Bu tür süreçlerin yaşanmasını engellemek mümkün olmadıysa da, kolektif çözümler geliştirebilecek mekanizmalar üretme gerekliliğinin, bu deneyimin en temel sonuçlardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Böyle bir mekanizma, güven sorununu da bireysel ilişkilerden çıkarıp kolektif bir çözüm olarak deneyimlemeyi mümkün kılabilir.
Bunun dışında, gönüllü emek konusunda zaman zaman yaşadığımız sorunlar, istediğimiz hızda ve kapasitede örgütlenememiş olmamız, gönüllü akışı bazen hızlı olsa da çok fazla sirkülasyon olması ve gelen gönüllülerin bir kısmının zaman içinde gitmesi, birçok etkinlik ve çalışnanın, planladığımız ve arzu ettiğimiz şekilde ilerleyememesine neden oldu. Ayrıca bu durum kendi kapasitemiz ile yapmak istediklerimiz arasındaki açı farkının, bazı durumlarda açılmasına, bunun kolektif bir sorumluluk ve eksiklik hissine dönüşmesine, zaman zaman ise bireylerin üzerine haddinden fazla yük ve sorumluluğun verilmesine sebep oldu. Kendi gönüllü emeğini sömürmeyen, bireyi koruyan ve güçlendiren bir mekanizma tahayyülümüz, bu açıdan yapamadıklarımızla birlikte kolektif ve bireyler üzerinde çeşitli izdüşümler bırakmıştır.
Deneyimimizin olumsuz taraflarını derinleştirmek bu yazının konusu olmamakla birlikte, bu konuların da gündeme getirilmesinin deneyimi daha geniş bir çerçevede ele almayı mümkün kılacağını düşünüyoruz. Bizlerin yaptığı hatalara başka deneyimlerde düşülmemesinin ve kolektif çalışmaların güçlendirilmesinin bu şekilde mümkün olabileceğine inanıyoruz.
Gelecekte Kadıköy Kooperatifi
Üretim ve tüketim ilişkilerinin dönüştüğünü hayal ettiğimiz bir gelecek tahayyülümüz var. Bu tahayyülün gerçekleşmesi için bir takım stratejik adımlar atmak ve çaba sarf etmek gerekiyor. Bunun için de daha fazla gönüllüye ihtiyaç var. Kooperatifin büyümesi bu açıdan kooperatif temelinde yapılan çalışmanın daha fazla toplumsallaşması, Kadıköy sakinlerinin daha çok özörgütü haline gelmesi anlamını taşıyor. Dolayısıyla "büyüme" olgusu bizim için sadece sayının artması değil, daha fazla kişinin üretim ve tüketim üzerinde karşılıklı inisiyatif kazanması anlamına geliyor. Kooperatif ise bu inisiyatifin formal yapısı olarak kendini konumlandırıyor. Bu bağlamda, kooperatifin büyümesini, daha katılımcı modeller geliştirmeyi, daha fazla ve farklı türde satış alanında üreticilerin ürünlerinin doğrudan satışının yapıldığı, daha çok dayanışma temelli ilişkinin kurulduğu bir dünya için istiyoruz.
Mevcutta dükkan çalışmasını da nöbet ve gönüllülük temelinde işletiyoruz. Önümüzdeki süreçte nasıl bir yönelime gireceğimizi bilemesek de daha yüksek kapasitede bir dükkan, istihdam olanakları yaratan bir örgütlenme ve dayanışma ekonomisi hayalimiz olduğunu söyleyebiliriz. Hizmet ilişkisi üretmeden, kendi emeğini sömürmeyecek yöntemlerin nasıl olabileceğini araştırıyoruz.
İşbirlikleri ve Dayanışma Pratikleri
Çevremizde irtibatta olduğumuz kooperatif ve gıda toplulukları ile birlikte çalışma ve dayanışma pratiklerini hem nitelik hem nicelik olarak daha üst düzeylere çıkarmak istiyoruz. Bu amaçla yakın zamanda başlattığımız ortak alımları, ürün çeşitliliği ve tedarik hacmi bazında çok daha üst seviyelere çıkarmayı önümüze koyuyoruz. Ürün maliyetlerini azaltmanın yanı sıra üreticilere mevsimsel planlama olanağı yaratmanın bu yoldan geçtiğini düşünüyoruz.
Ayrıca önceki bölümde anlattığımız gibi bu işbirliği deneyimlerini, yerel inisiyatiflerin dayanışması olmanın ötesine taşımamız gerektiğini düşünüyoruz. Her yerelin kendi gerçekliği içinde oluşan inisiyatiflerin daha da yaygınlaşmasını ve farklılıklarını da ortaya koyarak ortaklaşabildiği zeminde bir model çerçevesinde bütünleşik hareket edebilmesini gelecek için oldukça değerli buluyoruz. Bu sayede hem üretim hem de tüketim ayağının örgütlenip rekabetçiliğe dayalı ve gıda güvenliğini hiçe sayan egemen endüstrinin karşısında güçlü bir alternatif ekonomi zeminini oluşturabileceğimizi düşünüyoruz.
Bu amaçlar doğrultusunda ortak depo kullanımı, etiket ve gıda mevzuatına dair diğer konulara ortak çözüm getirilmesi ve ürün/üretici seçim kriterlerinin ortaklaştırılması çalışmalarımız devam ediyor. Ayrıca etki alanında olduğumuz yasal düzenlemelere dair ortak görüş oluşturup bir arada hareket etmeye devam etmeye çalışıyoruz. Bu bir arada hareket etmenin birtakım toplumsal sonuçları olabileceğini de öngörebiliriz. Örneğin, mevcuttaki anti-demokratik kooperatifçilik yasasının değişimine dair bir toplumsal talep ve basınç oluşturmak bunların bir örneği olabilir. Yahut, "tüketim kooperatifleri birliği" kurarak, tüketim alanında güç birliğinin yasal platformunu inşa etmek ve tüketicilerin ihtiyaç ve taleplerini daha güçlü bir şekilde kamuoyuyla paylaşmak da öyle. Yahut, tarım ve gıda alanında mevcut inisiyatiflerin bir araya gelmesi ile oluşacak bir "gıda egemenliği ağının" katılımcısı ve inşa edicisi olmak ve bu ağın güçlenmesiyle birlikte alternatif bir gıda-tarım modelinin hayata geçmesini sağlamak. Kooperatifçiliğin Türkiye'de gelişmesi, taban inisiyatiflerinin kooperatifçilik ile kendini güçlendirmesi, üretim ve tüketimin örgütlenerek planlı, ekolojik, dayanışmacı bir model inşa edilmesi bu amaçlarımızın özünü oluşturuyor.
Yine bu bağlamda yerel yönetimlerin gerek stratejik planlarını oluşturma noktalarında gerek yönetim kapsamı dahilindeki olanaklarını kullanarak kooperatifçilik faaliyetlerini desteklemeleri gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda kendi içinde bulunduğumuz ilçede yerel yönetimle çeşitli temaslar geliştirmiş olsak da mevcuttaki gıda hareketinin yerel yönetimlerle kurdukları çekinik ilişkiyi biz de paylaşıyoruz. Şu anki mevcut durumda, gıda inisiyatiflerinin çoğunun olduğu gibi biz de kendi özörgütlenmemiz ve özgüçlenmemiz üzerinden bir çalışma yürütüyoruz ve bunun yaratacağı toplumsal güçlenme sonucunda yerel yönetimlerin politika yapım süreçlerine katılımda bir taban inisiyatifi olarak yer alabileceğimizi öngörüyoruz. Bu amaçla, yurttaşların kendilerini ifade edebilecekleri ve üzerine söz söyleyebilecekleri katılım mekanizmalarının inşa edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Üreticileri Desteklemek: Beraber Dönüşmek
Üreticileri desteklemenin yolunun salt ilkelerimize uygun üretim yapan üreticilerden ürün tedarik etmek olmadığını düşünüyoruz. Çünkü ilkelerimizi belirli ölçeklerde yaygınlaştırabilmenin yolu birlikte öğrenmek ve bir arada hareket edebilmekten geçiyor.
Halihazırdaki üreticilerimizle sürekli irtibatta olmak ve onları düzenli periyotlarla ziyaret etmek bu anlamda önümüze koyduğumuz önemli bir ihtiyaç. Yeni olanakları görmek, yeni gelişmeleri takip etmek yaşanan zorlukları ve engelleri tanımanın bu sayede mümkün olacağını biliyoruz. Aynı zamanda bölgesel komşuluğu bulunan ve üretim süreçlerinde kesişim kümesi barındıran üreticilerin işbirliğinin sağlanmasının oldukça değerli olduğunu düşünüyoruz. Bilhassa işlenmiş ürünler gibi ekolojik ürün tedarik kanalımızın bir hayli daraldığı ve sekteye uğradığı örneklerde, çalıştığımız üreticileri birbirleriyle irtibata geçirmek ve bu sayede ortaklaştığımız ilkeler çerçevesinde üretim üzerinde hep birlikte denetimi mümkün kılarak tüketicilerle buluşturmanın mümkün olacağını düşünüyoruz.
Benzer şekilde, kriterlerimize uygun üretim yapamayan fakat bu yönde irade beyanında bulunan üreticileri, dayanışma alımları ile diri tutup cesaretlendirmek istiyoruz. Etiket gibi bazı mevzuat problemlerine takılan üreticileri ise hem alım garantisi ile teşvik etmek hem de ilerisi için beraber çalışacak ortak kanallar bulma noktasında desteklemeye çalışıyoruz.
Potansiyel Gıda Krizi ve Kullanım Değerini Esas Alan Bir Alternatif Ekonomi
Son yıllarda tüm dünyada kendisini gösteren neoliberal sıkışmışlığın küresel ticaret savaşları ile kendi krizinden çıkmaya çalıştığına ve bunun da gelişmekte olan ülke ekonomilerini daha da daralttığına tanık oluyoruz. Kamusal alanı ve sosyal devlet enstrümanlarını otoriter rejimler eliyle iç güvenlik ve savunma sanayiine daraltan ülkeler yaşanan krizin faturasını vatandaşlarına kesmekte ve enflasyonist ortamda insanları geçim sıkıntısına ve borç batağına sürüklemektedir. On yıl önce ortaya çıkan ve 'Arap baharı' şeklinde adlandırılan olayların öncülünün 2007-2008 gıda krizi olduğunu hatırlamakta fayda var.
Gıda endüstrisi ülkemizde de krizden ilk etapta etkilenen alan olarak öne çıkıyor. Daha da artması muhtemel görünen gıda fiyatlarının perde arkasında tarım alanlarının daraltılarak imara açılması, ithalat bağımlılığı altında artan tohum fiyatları ve küçük üreticilerin acımasız rekabet karşısında mücadele edememesi yer alıyor.
Ancak yaklaşmakta olduğu söylenen gıda krizinden çıkış yolunun var olduğunu, insanlığın dar bir örgütlü kesiminin dahi inisiyatif alıp işbirliği yaparak değişimin öncüsü olabileceğini düşünüyoruz. Hâkim endüstrinin tektipleştirici tarım yaklaşımına karşı çeşitliliği artırmayı, katı merkeziyetçiliğine karşı yerel iradeyi güçlendirmeyi, iklim değişikliği ve kuraklık riskine karşı ekolojik tarımın uygulanmasını savunuyoruz. Tam da bu yüzden gıda egemenliğini toplumsal fayda lehine inşa etmemiz gerektiğini düşünüyoruz.
Bir diğer önemli müdahalenin de değer zinciri üzerinde olması gerektiğini düşünüyoruz. Tarım endüstrisinde yaratılan değerin önemli bir bölümüne tüccarlar, komisyoncular ve gıda tekelleri el koyarken değeri asıl yaratan üretici ise geçinmekte zorlanıyor ve hak ettiğini alamıyor. Bununla da kalmayıp metalaştırılan ürünlere mesafe arttıkça gıda güvenliği ortadan kalkarken bir yandan da kullanım değeri üzerinden gıdaya ulaşılmasının önü kesilmiş oluyor. İşte bu noktada gıda toplulukları, inisiyatifleri ve kooperatiflerin öneminin ortaya çıktığını görüyoruz. Rekabete karşı dayanışma ve işbirliği, bireysel riske karşı kolektif faydayı önüne koyan ağların gittikçe güçlendiği bir ülke ve dünya hayal ediyoruz.
Sonsöz: Beraber İnşa Etme
Kadıköy Kooperatifi'nin ortaya çıkış koşullarını ve kooperatifi inşa eden çekirdek grubun genel yaklaşımını genel hatlarıyla paylaşma şansı bulduk. Kooperatif çalışması dört yılı aşkın bir süredir yoluna devam ederken, biz de yapılan çalışmayı eleştirel bir şekilde ele alma fırsatı bulduk. Eksikliklerimiz ve eleştirel pozisyonumuz, yapmak istediklerimizin bize yüklediği sorumluluktan ileri geliyor.
Türkiye'de kooperatifçiliğe duyulan ilginin arttığı günümüzde, Kadıköy Kooperatifi de bu ilginin oluşumu ve somutlaşıp toplumsallaşması noktasında önemli bir yere sahip oldu. Özellikle gönüllülük esasına dayanan, katılımcı ve şeffaf çalışması ile, zaman zaman kendi boyunu aşan bir gerçeklikte söylemler üretti, toplum kesimlerine sözünü duyurmaya çalıştı. Bu çabanın bir şekilde kooperatifçiliğin gelişme seyrinin içinde yer kazanacağı muhakkak.
Mahalle kooperatiflerinin yaygınlaşması ve yerel örgütlenme çalışmalarının kuvvetlenip zenginleşmesi, dayanışmanın olağan bir yaşam pratiğine dönüşmesi için biz de çalışmalarımızı, anlaşmazlıklar, gerginlikler ve tartışmalar olsa da, çoğunlukla şenlikle ve sevgiyle yürütmeye devam ediyoruz. Ancak bu yolda esas önemli hedef, burada inşa edilen modelin toplumsallaşması, değişip dönüşerek katılımcı ve demokratik örgütlenme deneyimlerinin hayatımızın somut bir parçası haline gelmesidir. Gezi'den gelen bu deneyim, yine Gezi'ye, yani topluma döndüğü sürece toplumsal gerçeklikte bir anlam ve etki yaratacaktır. Hep birlikte, gelişerek ve güçlenerek işte bu anlamın peşinde yürüyoruz.
Bu yazı ilk olarak kooperatif dostu arkadaşlarımızın kaleme aldığı Krize Karşı Kooperatifler kitabında yayınlanmıştır.